Pazartesi, Ocak 02, 2006

Yaptığın için pişman ol....

Sanırım Nil Karaibharimgil yeni yazmaya başladı Hürriyet'de. Gecenin bir yarısı uyuyamayıp net'e bir bakayım dediğimde yazısıyla karşılaştım ve hoşuma gitti birinin daha benimle aynı fikirde olması.

Yıllardır hep karşılaşırım bu ikilemle: bir şey ki, yapsam da pişman olacağım, yapmasam da... Yapıyorum... Bir çok kişi yapmamayı tercih eder. Daha güvenlidir çünkü.

Örnek mi? Biriyle bir ilişki meselâ. Yani çok da istediğim gibi değil, biliyorum ki sonra sorunlar çıkacak. Ama çok da arzuladığım biri... Birlikte oluyorum. Sorunlarıyla sonra uğraşırım. Ânı yaşayacaksak, şimdi onunla olmalı. Hesaplar sonra yapılabilir...

Basit bir keyif maddesi örneğin. Nasıldır acaba keyfi? Hiç denedin mi? Yoo hep mi korktun?

O partide çok içip dağıtmak meselâ. Boşver abi, araba kullanacağım, adam gibi takılalım diye gruptan uzak mı kalmak, yoksa siktir et arabayı, taksiyle dönerim, sabaha kadar dans mı demek?

Ben buna mantığınla değil, kalbinle karar verme diyorum. Çünkü mantık hep negatif çalışır ve edilgen tavra iter, kalpse pozitif çalışır, etken duruma iter böyle koşullarda. Yap o zaman, ne duruyorsun?

Hayat kısa çünkü... Gün gelipte yaşlandığımda, dönüp baktığımda hayatıma, yapmadığım için pişman olduğum şeyler silsilesi ile karşılaşmak istemiyorum. Bu bence bir insanın başına gelebilecek en kötü şey.

İdealde bu hayatın her ânında uygulanmalı. Yapabilmek çok kolay değil. Ama iyi tarttıktan sonra karar verilmeli ve uygulanmalı. Nil'in dediği gibi, zamanı gelince arabayı ters yöne sürüp aynadan bakmalı geçmiş hayata, ön camdansa yeni yaşama. Eğer yol müsâit değilse, doğru an beklenmeli ve dönmeli...

O işten istifa etmeli, o sevgili bırakılmalı, terk-î diyar eylenmeli...

Çarşamba, Aralık 21, 2005

Aşk after sex or sex after aşk... Hangisi?

Şiddetle önce sex'le başlayan bir ilişkinin ardından sonra çok kaliteli bir aşk geleceğini savunuyorum bir süredir.

Çünkü öncelikle iki bedenin birbirini çekmesi, eğer ardından sağlam bir ilişkiyi getirebilirse tam bir uyum gösteriyor. Uzaktan yaydığın kimyasal kokular uyum sağlamış, inanılmaz bir mıknatıs her ikinizi şiddetle çekmiş, kendinizi yatağa zor atmışsınız... Ve her seferinde çok muhteşem tepişmeler yaşamışsınız. İşte bu diyorsunuz. Gelir gerisi...

Diğer senaryo da ise tanıştın ve anladın ki, çok akıllı, esprili. Mevkisi sana uygun, arabası güzel. Hafif kel, biraz da göbek ama olsun. Bi de arada sırada maço tavırları olmasa... Dur daha bi kaç kez çıkmışsın, hemen atma kendini kucağına, seni hafif sanmasın. Eh zamanı geldi galiba, fena çocuk değil. Kaçırma şunu. Yatakta da kasmaya devam et, bütün numalarını gösterme...

Kızlar nefret etmeyin senaryodan, tam tersi de mümkün.

Sonuç ne: Mantık!

Bu nedenle tekrar ediyorum tezimi: Sex'le başlayan, mantıkla başlayandan daha kaliteli...

Çarşamba, Aralık 07, 2005

Aşk yeniden...

Sizce aynı kişiye iki kez âşık olunabilinir mi? Yâni bilinen terimle, aşk tazelemek?

İkincisi yine bir aşk mı olur, yoksa kaybedilen duyguların birazının geriye kazanılması bir yanılsama mı yaratır?

Perşembe, Kasım 17, 2005

Kadın olmak isterdim...

Niye olmasın? Kendi bedeni ile bu kadar barışık ve her türlü davranışını temel olarak bu dürtü ile yönlendirmenin ne olduğunu anlardım belki de. 35 yıldır anlayamadım, başka bir yolu da yok gibi görünüyor.

Şu anda okuduğum kitaplardan birinde genç bir kız şöyle bir cümle kuruyor : "Onu (kalbimi) yeniden birine açmadan önce, bedenimi herhangi birine sunabilirim...".

Dönüp dönüp okuyorum. Yoo, yeni bir şey değil tabii ki. Ama nasıl bir kişi ve bedeni ayrı iki varlık olabilir ki? Nasıl bir soyutlama (abstraction) 'dır bu? Nasıl kadınlar kendi bedenlerini bir sunulacak bir hazine veya saklanacak bir kıymetlims olarak görebiliyorlar?

Hepimizin bir kalitesi vardır. Kimse kimseyle rastgele birlikte olmaz. Ama biz (erkekler) ve bedenlerimiz ayrı iki varlık değiliz. Eğer biz biriyle birlikte olursa, biz oluruz; bedenimiz değil.

Örneğin kadınlar, çok isteseler de biriyle hemen birlikte olmazlar. Onun tüm sınavları başarıyla geçmesini ve ödülü haketmesini beklerler. Ya da evli çiftlerde çok sık rastlanan seks oruçları vardır. Kızınca seks'i rafa kaldırır ve eşini cezalandırır kadın.

Tanrının onlara verdiği bir armağandır vücûdları. Ve zamân içinde çok iyi öğrenmişlerdir değerini...

Buna ancak saygı duyulur...

Salı, Kasım 15, 2005

Geç aşklar...

Delikanlıyken (teenager) yaşadığın aşkların bir daha yaşanmayacağına ve onun orada kaldığına ve gerçek aşkın aslında yalan olduğuna inandırıyoruz kendimizi.

20'li yaşlarla birlikteyse daha çok skor veya diğer tatminler peşinde koşuyoruz. Ya da erişilmez/en güzel/yakışıklı/zengin/atletik/popüler olanla birlikte olma isteğinin...

30'larındaysa her şey daha da karışmaya başlıyor. Önceki deneyimlerimizi ne kadar da çocuksuymuş diye düşünüyorsak da, işlerin daha da zorlaşmaya ve karmaşıklaşmaya başladığını farkediyoruz. Eskiden beş dakikada biriyle birlikte olmaya karar verirken, şimdi iyiden iyiye tartmaya, gerçekten beni mi istiyor, yoksa vücudumun/paramın/konumumun peşinde mi diye düşünmeye başlıyoruz. İşte bu her türlü ilişki olasılığını da yok ediyor.

Biri eğer hayatımıza girecekse mutlaka tüm o filtrelerden geçmek zorunda. Ama etrafta acaba o kadar çok aday var mı? Ya da bizim yaşantımızı bu kadar çok ertelemeye hakkımız?

Ne kadar da çok kendimizi aşksız ve sevgisiz bırakıyoruz. Bir tür oruç bu. Kendimizi ne kadar koşullandırırsak koşullandıralım, yüreğimizin o taa en dibindeki köz, sönmeden kendini canlı tutuyor. En küçük fırsatta tekrar alevlenmek üzere.

Eğer bir şekilde bulunabilirse de en güzel aşk 30'larda yaşanıyor ama... Tüm komplekslerden uzak ve en önemlisi ne istediğini bilerek ve ifâde ederek. Karşındakine saygı duyarak.

Yalnızca kendini düşünmeden...

Salı, Kasım 01, 2005

Sığlık üzerine...

İnsanlar temel bir şeyi karıştırıyorlar. Bu aynen bakmakla görmek gibi bir şey; Bilgili olmak ile fikri olmak. Birisi, her hangi bir konuda bir kitap okuyunca o konuda evrenin bütün sırlarına erdiğini sanıyor.

Aslında en tehlikelisini yapıyorlar. Sığ sularda boğuluyorlar. İnsanlar hayatını veriyor bir konuya ve özünü yazıyor. Siz onu hap gibi aldığınızı zannediyorsunuz.

Çok üzülüyorum milletime, keşke en az bir konuda derinliğine bilgi sahibi olan insanlar olsa etrafımızda. Ama genellikle akşam televizyonda gördüğü ile, ya da geçen gün bir arkadaşının anlattığından aklından kaldığı kadarı ile bilgili olduğunu sanan insanlar var. Hep de, "ya neydi onun adı, ben biliyorum bunu, bak çıkartıcam" filan derler.

Ne geliyorsa bu yüzden geliyor başımıza... Eksik bilgiden. Bilgisizlik, sığ bilgiden daha iyidir.

Cahilden korkmam, sığdan korktuğum kadar... Cahil, en azından bilmediğini bilir, diğeri ise yanlış bildiğini bilgi sanır...

Çarşamba, Ekim 19, 2005

Gamze'deki tartışma iyi gidiyor. Bakılası...